| Yazar |
Mesaj |
FlashFetis
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 22.08.2005
Mesajlar: 1976
Şehir: Aydın

|
|
| Hikayeye mi dahil olmak istiyorsunuz?...
|
|
|
|
_________________ Öldürün beni!!!
|
|
 |
     |
 |
minik
Tecrübeli


Yaş: 27
Kayıt: 26.07.2007
Mesajlar: 113

|
|
| flash bizide eklesene hikayeye 2 hikayede olmak heyecanlı olur ne dersin tabi sen uyggun görürsen
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
FlashFetis
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 22.08.2005
Mesajlar: 1976
Şehir: Aydın

|
|
|
_________________ Öldürün beni!!!
|
|
 |
     |
 |
shrink
Acemi


Yaş: 20
Kayıt: 20.06.2008
Mesajlar: 23
Şehir: istanbul

|
|
 |
    |
 |
emesen
Tecrübeli


Yaş: 20
Kayıt: 19.01.2008
Mesajlar: 87

|
|
ya şöyle gelip geçerken ezse de olur figüran hesaaaaabı
güzeller güzeli bir hikaye devamını bekliyorum
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
FlashFetis
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 22.08.2005
Mesajlar: 1976
Şehir: Aydın

|
|
Gelecek devamı hiç merak etmeyin sadece kurguda bir değişiklik oldu 3 yeni aktör gelecek... Şimdi bir ricam var herkes kendine bir isim seçsin... Kazım ismi dolu, ona göre herkes hikayede yer almak istediği rol ismini seçsin ona göre yazacağım...
|
|
|
|
_________________ Öldürün beni!!!
|
|
 |
     |
 |
çılgın
Royal Üye


Yaş: 99
Kayıt: 26.02.2007
Mesajlar: 2493
Şehir: istanbul / Beşiktaş

|
|
 |
    |
 |
shrink
Acemi


Yaş: 20
Kayıt: 20.06.2008
Mesajlar: 23
Şehir: istanbul

|
|
osman
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
minik
Tecrübeli


Yaş: 27
Kayıt: 26.07.2007
Mesajlar: 113

|
|
can olsun benimki
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
emesen
Tecrübeli


Yaş: 20
Kayıt: 19.01.2008
Mesajlar: 87

|
|
e benimkide abdülrezzak olsun şaka şaka fırat olsun tamer karadağlının yağmur zamanı nındaki tiplemesi çok hoşuma gitmiştide gerçi orda maço kendileri ama bakalım küçülünce maçoluğu kalacakmı bide benim karakteri biraz espirili ve ne çekerse dilinden çeken bi karakter yaparsan sevinirim
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
FlashFetis
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 22.08.2005
Mesajlar: 1976
Şehir: Aydın

|
|
| Ok sorun deil senin karakterin başını dili yaksın, isimler alınmıştır beyler hikaye devam edecek, bu arada daltonlar gibi olduk bilmem hissettiniz mi...
|
|
|
|
_________________ Öldürün beni!!!
|
|
 |
     |
 |
çılgın
Royal Üye


Yaş: 99
Kayıt: 26.02.2007
Mesajlar: 2493
Şehir: istanbul / Beşiktaş

|
|
valla bekliyoz hikayeyi dört gözle flash...
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
minik
Tecrübeli


Yaş: 27
Kayıt: 26.07.2007
Mesajlar: 113

|
|
| kazım osman can fırat dalton kardeşler hazır hadi bakalım show baslasın
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
emesen
Tecrübeli


Yaş: 20
Kayıt: 19.01.2008
Mesajlar: 87

|
|
| bende çok meraklandım hadi bakalım ama gözümüzü yollarda bırakma seni bekliyoruz dört gözle
|
|
|
|
|
|
 |
    |
 |
FlashFetis
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 22.08.2005
Mesajlar: 1976
Şehir: Aydın

|
|
Devam edelim...
Zehra artık eve gidecekti. Kafesime eğildi “Bize de beklerim.” dedi. “Tabii gelirim.” dedim. Ama çok içten söylediğim söylenemez. Tülin Zehra’ya kapıya kadar eşlik etti. Daha sonra bulunduğum odaya geldi. “Aslında Zehra’nın öğrenmesi iyi oldu. Bu sırrı tek başıma taşımak ağır geliyordu. Bize yoldaş olur en azından.” dedi. Onun kadar sevinmediğim kesindi ama ona bir şeyde diyemiyordum. Gerçekten berbat bir durumdu. Tülin “Çalışmalara devam etsek iyi olur.” dedi. Gerçekten de çok iyi olurdu. Zehra’nın eline düşmeden bir an evvel düzelmem lazımdı. Tülin idrar, kan örneklerimi inceliyor ama yanlış bir şey bulamıyordu. Artık resmen bilimden umudumuzu kesmeye başlamıştık. Büyü gibi şeylerin buna etken olup olamayacağını tartışıyorduk. Yıllarca bilime gönül vermiş ve inanmış biz, bunu yaptığımız için kendimizden utanıyor ama çaresizlikten buraya kayıyorduk. Tülin internette saatler süren küçültme büyüsü araştırmaları yaptı ama eline geçen hiçbir şey olmadı yine. Tüm araştırmalar bir hiç olarak sonuçlanıyordu. Acaba ben ilk miydim?
Artık Tülin’in monitöre bakmaktan gözleri yorulmuştu. “Biraz uyumalıyım.” dedi. Olur, anlamında başımı salladım, benimde uyumam lazımdı. O odasına geçti, bende kafesin bir köşesine kıvrıldım.
Sabah Tülin’in uyan demesiyle uyandım. Saat kaç diyecektim ki masadaki saati gördüm. Daha sabah 7’di. Neden bu kadar erken kaldırdı beni düşünürken Tülin’e baktım. Aceleyle bir yerlere gidecekmiş gibi hazırlanmıştı. Ufak bir valiz bile almıştı yanına. Bana doğru eğilerek “Şehir dışına çıkmam lazım. Bir ameliyat için. Doktor izinliymiş ve ben gitmeliyim. Merak etme seni Zehra’ya bırakacağım. 1 - 2 gün o ilgilenecek seninle.” dedi. Bu durumda alabileceğim en kötü haberi almıştım. Tülin kafesimi kavradı ve aceleyle çantasına koydu. Sarsıntılı kısa bir yolculuk sonrası çantanı fermuarı açıldı. İçeri yavaşça ışık süzüldü. Tülin’in eli çantadan içeri girdi ve kafesi kavradı. Dışarı doğru çıktığımızda Zehra’ların apartmanında, onların kapısının önünde olduğumuzu gördüm. Tülin kapıyı çalıyordu. Kapıyı üstünde ince bir askılı, altında minicik bir şort ile Zehra açmıştı. Beni görür görmez gözleri açıldı. Sonra Tülin’e dönüp “Hayırdır Tülin sabah sabah ne işiniz var kapımda?” dedi. Tülin de “Yaa güzelim, benim acilen şehir dışına çıkmam lazım. Büyük ihtimalle de bugün dönmem. Rica etsem Kazım sende kalsa, sen ilgilensen olur mu?” dedi. Zehra daha ne isterdi ki. Hiç tereddütsüz kabul etti. Tülin kafesime bakarak “En kısa sürede döneceğim, gelince kaldığımız yerden devam ederiz. Tamam mı?” dedi. “Çabuk dön.” gibi çaresiz bir cevap verdim. Tülin kafesi Zehra’ya uzattıktan sonra hızla uzaklaştı. Zehra’da kapıyı yavaşça kapatıp bana baktı “Eğlenceye hazır mısın?” dedi. Yalnızca yutkunmakla yetinmiştim. Hızla içeri yöneldi. Kafesimi masanın üstüne bıraktı. Kendine bir kahve yaptı ve sandalyeye oturdu. Gülen gözlerle kafesime bakıyordu. “Aç mısın?” diye sordu. İnsafa mı geldi acaba diye düşünerek “Evet.” dedim. “Diyet iyi bir şeydir. Senin diyet programında bende. Mesela bugünün menüsünde açlık var.” dedi. Surat ifadesinden çok eğlendiği belliydi. “Zehra ben sana ne yaptım? Neden böyle davranıyorsun?” diye sordum bunun üstüne. Surat ifadesi bir anda değişti. Çok kızgın bir hal almıştı. Kafesin kapısını açtı, beni içinden hızlıca çıkardı. Masanın üstüne uzatıp işaret parmağı ile göğsüme bastırarak “Bana bir daha Zehra dersen seni mahvederim. Zehra Hanım diyeceksin. Anlaşıldı mı?” diye bağırdı. Korkudan titriyordum. Adeta küçük dilimi yutmuştum. Anlaşıldı dermişçesine başımı salladım. Ama bu onu tatmin etmemişti. Göğsüme biraz daha bastırarak “Sana anlaşıldı mı dedim.” diye bağırdı. Kısık bir sesle “Evet.” dedim. Basıncı biraz daha artırmıştı. “Duyamadım?” dedi. “Anlaşıldı Zehra Hanım!” dedim sesimin yettiği kadar bağırarak. “Aferin şöyle yola gel.” dedi. Hızlıca bir hareketle beni kafesime geri koydu. “Ben şirkete gideceğim, sende uslu uslu otur.” dedi. “Peki Zehra Hanım.” diye cevap verdim. Resmen beni kontrolüne almıştı. Dediklerini harfiyen uyguluyordum. Ama normale dönünce bunların hesabını soracaktım. Giyinip evden çıkmıştı. Akşama kadar kafeste vakit geçmek bilmiyordu. Acıkmış, susamıştım. Ama acizdim. Çıkamıyordum. Beklemekten başka çarem yoktu. Uyursam vakit daha çabuk geçer diye düşündüm. Ve hafifçe uykuya daldım.
Bir anda kapı sesiyle uyandım. Zehra mı geldi acaba diye düşünürken duvardaki saate baktım. Saat daha öğlen 3’tü. Bu saatte gelmesi imkansızdı. Peki gelen kimdi?
İçeri 20 yaşlarında esmer, düz kısa saçlı, kısa boylu, düzgün fizikli bir kız girmişti. Onu tanıyordum. Bu Zehra’nın üniversitede okuyan kız kardeşi Duygu’ydu. Tam bir çatlaktı. Ayrıca kendini beğenmişliği de hat safhadaydı. Beni görmesini her ne kadar istesem de eninde sonunda fark edecekti. Odalarda biraz ablasını arandıktan sonra bulunduğum odaya geldi. Tam karşımdaki kanepeye uzandı. Etrafa bakınıyordu. Çok geçmeden kafesin farkına vardı. “Ablam hayvan mı besliyor?” dedi kendi kendine. Ayağa kalktı kafese yanaştı. İçine, bana doğru baktı. Belli bir süre sadece bakıştık. Sessizliği onun bozmasını bekliyordum. Derken bir çığlık patlattı. Kafesime bir tokat salladı. Kafes havada süzüldü ve koltuğun kenarına çarpıp yere düştü. Çarpmanın etkisiyle kafesin kapısı açılmış bende sersemlemiştim. Ama şans bu şans deyip açık kapıdan çıktım. Nereye koşacağımı bilemiyordum. Hızlıca yaklaşan bir çift ayak sesi duydum. Duygu hızlıca bana doğru geliyordu. Topuklarına kadar inen kot pantolonu ve çıplak ayaklarıyla gittikçe bana yaklaşıyordu. Ne kadar hızlıda koşsam onun kadar hızlı hareket etmem imkânsızdı. İyice dibime yanaşınca sağ ayağını havaya kaldırdı, tabanını görebiliyordum. “Geber böcek!” diye bağırarak hızla üstüme indirmeyi denedi ayağını. Kıvrak bir atlayışla kaçmıştım. Denemeleri seri bir şekilde devam etti. Her seferinde birazda şansın yardımı ile kaçıyordum. Ama daha fazla süremezdi İlk fırsatta kendimi koltuğun altına atmıştım. Koltuğun altına geçince biraz dinlenme fırsatım oldu. Neredeyse böcek gibi ezecekti beni. Ben soluklanmaya devam ederken bir anda önümde kocaman bir el belirdi. Elini koltuğun altına sokmuş beni yakalamaya çalışıyordu. Hemen geriye doğru kaçmıştım. Yere iyice eğilerek koltuğun altına baktı. Ben onu görebiliyordum ama o beni göremiyordu. “Küçük şey! Az önceki heyecanımdan dolayı kusura bakma. Korkuyla yaptığım şeylerdi. Sana zarar vermek istemem. Hadi çık dışarı.” dedi. Ona güvenemezdim. Ablasından aşağı kalır yanı yoktu. Biraz daha üsteleyici konuşmalar yaptı. Ama çıkmamaya kararlıydım. Sonra bir anda vazgeçmişçesine kalktı ve gitti. Tam kurtuldum derken elinde elektrik süpürgesi ile geri döndü odaya. Yanmıştım, artık kaçışım yoktu. Sıkıca koltuğun ayaklarından birine tutundum. Elektrik süpürgesini çalıştırmıştı. Müthiş bir gürültü ile bana yaklaşıyordu. Süpürgeyi koltuğun altında gezdirmeye başlamıştı. Giderek bana yaklaşan bir canavar gibiydi. Yeterince yaklaştığında tutunacak gücümün kalmadığını hissettim ve kendimi hava akımına bıraktım. Karanlık bir borunun içinde çarpa çarpa ilerliyordum. Sonunda boş bir yere düştüm. Kalçam oldukça acımıştı. Ufak bir sarsıntının ardından üstümdeki kapak açıldı. Duygu ile göz göze geldik. Beni eline aldı. “Benden niye kaçıyorsun?” dedi. “Kaçmasam ezecektin beni.” dedim. Gülümsedi. “Ablam mı bu hale getirdi seni?” diye sordu. Bende her şeyi baştan sona anlattım. “Peki o zaman. Ablamı üzmek olmaz. O nasıl davranıyorsa ben iki katı davranırım.” dedi. Korktuğum ama beklediğim olmuştu.
İlk önce yatak odasına yöneldi. Oradan fak bir kutu aldı. Sonra beni yatağın üstüne bıraktı. Kutuyu da yanıma. Dolaptan üstüne rahat bir şeyler giyindi. Daha sonra yatağa oturdu. Bana “Kutuyu aç bakalım.” dedi. Kutunun kapağı bana göre ağırda olsa zorla açtım. İçinde farklı farklı renklerde ojeler vardı. “Kırmızı olanı al.” diye emretti. Kırmızı olanı aldım. “Şimdi ayak parmaklarıma oje sür!” diye emretti. “Bunu yapmayacağım! Sizin köleniz değilim!” diye bağırdım. Ayağını hızlıca kaldırdı. Başparmağını üstüme indirdi, hafifçe bastırarak “Seçim senin.” dedi. Seçim şansım falan yoktu. Mecbur yapacaktım. Parmağını yavaşça çekti üstümden. Bende ayağa kalktım. Elime aldığım oje fırçası ile yavaşça ayaklarına oje sürmeye başladım. Daha sağ ayağını yeni bitirmiş, sol ayağına geçmişken odaya birinin girdiğini duydum. “Hoş geldin Duygu.” diyordu gelen ses. “Bakıyordum oyuncağımızla tanışmış hemen hizmete başlatmışsın.” dedi Zehra. Duygu ani bir hareketle ayağa kalktı. “Benden kaçar mı hiç?” dedi. Abla kardeş sarılıp özlem giderdiler. Başka zaman olsa belki gözlerim yaşarırdı ama şimdi değildi. Ufak hal hatır sormadan sonra Duygu tekrar yatağa oturdu. “Devam et bakalım.” dedi. Zehra bana dönerek “Kardeşiminkini bitir sıra bende. Ayrıca sana bir müjdem var. Tülin ameliyat ertelenmiş. Biraz daha geç dönecekmiş.” dedi. Aksilikler geldi mi üst üste gelir derler ya böyle olsa gerek diye düşündüm. Abla kardeş bana bakıp kahkahalar attılar. Çok eğlenecekleri kesindi.
Not: Şimdi diyeceksiniz biz neredeyiz, kurgu gereği yakında dahil olacaksınız merak etmeyin...
|
|
|
|
_________________ Öldürün beni!!!
|
|
 |
     |
 |
|
|