Faneti DergiManken olmak istiyorumFetis KlipFaneti Lady
FeetLoves - BDSMTurk - Beraberlik - Falaka - Fetish WebDesign

  Portal
 Forum  •   Chat  •  Arama  •  Seçenekler  •  Hesap Aç  •  Hesabınız  •  Kişisel Mesajlar  •  Oturum Aç
Sonraki başlık »
« Önceki başlık

Yeni Başlık GönderCevap Gönder « Önceki başlıkArkadaşına Haber VerBu konuya bakan kullanıcıları listeleDosya olarak kaydetPrintable versionKişisel MesajlarSonraki başlık »
Yazar Mesaj
hayaletkopek
Acemi
Acemi


Yaş: 35
Kayıt: 06.09.2006
Mesajlar: 12
Şehir: gwynerynn
ireland.gif
MesajTarih: Pzr 08 Nis, 2007 22:36  Mesaj konusu:  Kinbaku Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

||

“Evet, dinliyorum.”
Galiba bir sigaraya daha ihtiyacım var. Uzanıp bir sigara çekiyorum paketten, dumanı savururken havaya, akan bantın tekdüze sesi duyuluyor. İlk kelimelerle beraber tekdüze ses kayboluyor, sanki manyetik bant üzerine kaydı yazan kafa ben konuştukça hafif hafif sallanmaya başlıyor.

O kadar sıcak bir gündü ki, acaba sokağa çıplak ayak çıksam ne olur diye düşünmüştüm. Hani şu berbat, boğucu, nemli, hiçbir şey yapmadan dursanız bile üzerinizden ter boşandığı günlerden biriydi. Eski şehrin göbeğindeki arkeoloji müzesinin önünde buluşmak üzere sözleşmiştik. Rehber bir arkadaşıma borcum vardı. İhtiyacı olduğu için çağırmıştı beni, yoksa böyle alengirli işlere girişmezdi. Ne de olsa bakanlığın bir rehberi. Ve böyle turistik yerlerde adım başı müfettişler, kontrolörler oluyordu. Ama iyi düzenlenmiş sahte bir kimlik, biraz lafazanlık günü kurtarabiliyordu bazen. Bu da o günlerden biriydi. Sözleştiğimiz saatte oradaydım. Arkadaşım ve küçük grubu da köşeyi dönüp belirmişti bile. Dört kişilik küçük bir Japon grubuydu. İhtiyar bir çift ve biri genç, diğeri 30'larında olduğunu tahmin ettiğim sevimli bir grup. Hafifçe eğilerek grubu selamladım.
“Ohayo gozaimasu, watashi wa K. des, hajimemashite dozo yoroshiku? ” (günaydın, adım K., nasılsınız?)
Onlar da hafifçe eğilip gülümseyerek karşılık verdiler. Rehber arkadaşım gruba bir şeyler söyledi, ardından elime dosyasını tutuşturdu.
“İhtiyacın olan her şey burada. Program, saat kaçta nerede olmanız gerektiği, gideceğiniz restoranlar, dükkanlar, önemli telefonlar. Gerekirse beni de arayabilirsin ayrıca. Tekrar teşekkür ederim, kaçıyorum şimdi. İyi şanslar, iyi eğlenceler.”
Hafifçe göz kırpıp arkadaşımın gidişini seyrettim. Eh, artık koca şehirde kuyruğumda 4 kişilik bir japon grubuyla yalnızdım artık. İhtiyarlardan kadın olanı elindeki rehberi göstererek bir şeyler söylemeye başladı. Hemen olaya el koymam gerekiyordu.
“Sumimasen. Watashi wa nihongo hanashimasen.” (üzgünüm, japonca bilmiyorum)
“Aaa...” dedi ihtiyar kadın hayret ve şaşkınlık nidasıyla, incecik kaşlarını yukarı kaldırarak. “You-are-so-po-rite!” (çok naziksiniz)
Aklıma japoncada “l” sesi olmadığı, onun yerine “r” dedikleri geldi. Komikti. Kola yerine “kora” diyorlardı. Tane tane konuşarak onlara programı eksiksiz uygulayacağımızı, sormak istedikleri bir şey olursa çekinmeden sorabileceklerini söyledim ingilizce. İhtiyarlar kafalarını salladılar memnuniyetle. Gençler ise aralarında konuşup fısıldaştılar. Kadınlardan daha genç olanı kikir kikir gülüyordu. Açıkcası en tutulduğum şeylerden biridir. Yani, kikir kikir japon gülüşü. Ama o kadar sevimli ve güzeldi ki, çok da takılmadım gülüşüne.

“Keiko Nawashi.”
“Evet. Keiko. Badem gözlü, uzun bacaklı, fetiş kızı Keiko. Kinbaku ustası Keiko. Neyse. Devam edeyim.”
“Lütfen.”

Keiko'nun konuştuğu kadın hiç gülümsemiyordu. Hani şu son bir iki yazın modası olan Sophia Loren tarzı kocaman gözlükler var ya, onlardan takmıştı. Mimiklerini, daha da önemlisi gözlerini saklıyordu o gözlükler. Güzel bir kadın değildi, ama garip bir çekiciliği vardı. Genelde bu japonlar turistik gezilerinde lastik ayakkabı veya bizim eskiden -tokyo- dediğimiz parmak arası terliklerden giyerler, ama bu kadının yüksek topuklu ayakkabıları vardı. Tam diz kapağı üzerinde biten dar bir etek ve üzerinde bluzuyla, aslında iş yerinden yeni çıkmış gibi bir görüntüsü vardı. Keiko ise tam tersi. Biraz önce fetiş kızı dedim ya, anlatayım siz de hak vereceksiniz bana. Ayağında postallar, dizine kadar çıkan soket çoraplar, mini bir ekose etek ve üzerinde tank-top, uzun, düz siyah saçlı, gerçekten de dünya tatlısı bir kız. Hani şu önlerinden geçtiğimiz, fotoğrafçıların vitrinlerini veya dükkan önlerini süsleyen kartondan reklam maketleri vardır ya, onlar gibi işte. Neyse. Şehir turumuz aynen programdaki gibi devam ediyordu. Müzeleri gezdik, tarihi mekanları turladık, ıvır-zıvır alışverişi yapıldı, yemek yendi. Çabucak akşam oldu. İhtiyarlar yoruldu, Keiko bol bol kikirdedi, sert abla, ki ona artık Bayan M. diyeceğim, uzun, ince sigaralarını tüttürdü, çevreyi ve -galiba- beni süzdü durdu. Küçük grubumu otele bıraktıktan sonra yakındaki bir barda iki bira yuvarlayıp ertesi günün programını inceledim ve evimin yolunu tuttum. Sabahın köründe kalkmam gerekiyordu. Şehir turunun kalan ayağını tamamladıktan sonra akşamüstü, grubu havaalanına götürüp, transferlerini gerçekleştirecektim. Keiko'yu düşünerek uykuya daldım ama rüyamda bir koltuğa oturmuş beni dik dik süzen Bayan M'yi gördüm onun yerine.

Ertesi sabah gök delinmiş, bulutlarında ne var ne yok şehrin üstüne yağdırıyordu sanki. Hızlı adımlarla randevu noktamıza vardığımda sadece Keiko'yu gördüm bekleyen. Neşe içinde sağa sola bakıyor, üzerinde renkli mini mini resimler olan şeffaf şemsiyesini fırdöndü çeviriyordu başının çevresinde. Beni görünce -yine kikirdeyerek tabii ki- su birikintileri üstünden sekerek yanıma geldi.
“Ooo.. K san, ohayo gozaimasu, ogenki desu ka?” (günaydın Bay K., nasılsınız?)
“Arigato gozaimasu, okage-samade Keiko, san wa?” (teşekkürler Keiko, iyiyim, ya sen?)
İnci gibi dişlerini göstererek gülümsedi, ardından koluma girdi ve yürümeye başladık. İhtiyarlar acil bir haber almışlar, sabah erkenden acentayla bağlantıya geçip uçmuşlar. Bayan M. yakındaki bir kafede bizi bekliyormuş. Programı tekrar oluşturmak gerekiyordu.
Hafif loş kafeye girdiğimde bir an şaşırdım. Bayan M. bir koltukta oturmuş, uzun ince sigaralarından birini içiyor, çayını yudumluyordu. Rüyamda da buna benzer bir hali vardı. Hafifçe eğilerek selamladım, o da belli belirsiz kafasını oynatıp selamımı aldı. Bir sandalye çektim, önüme dosyamı aldım ve programı tekrar belirlemeye başladım. Keiko yine neşeyle konuşmaya başladı. Ne varsa bu kadar neşeli anlamıyorum. Ama Japon işte diyip geçmek lazım galiba. Hanımlar turistik ve tarihi yerlerle pek ilgilenmiyorlardı açıkçası. Daha çok alışverişe zaman ayırmak istiyorlardı. Uçuşlarını da iptal etmişler, birkaç ekstra gün kalacaklarmış. Onlara yardımcı olursam sevinirlermiş. Şöyle bir düşünüp kabul ettim tekliflerini. Yapacak daha iyi bir işim yoktu. Üstelik Keiko gibi sevimli bir kız ve Bayan M. gibi gizemli bir hanımla beraber olmak da gayet cazipti. Şehrin kalburüstü semtlerinden birine doğru yola çıkmaya karar verdik. Hesabı hallettim, Keiko Bayan M.'nin pardesüsünü tuttu ve kafenin dışına çıktık. İlginç olan iki şey farkettim o anda. Birincisi hâlâ kesilmeden yağan yağmur, ikincisiyse hava sıcak olmasına rağmen Bayan M.'nin giydiği çizmeler.

Kadınlarla alışverişe çıkmayı 7-8 yaşlarında bırakmıştım. Yani o sıralarda yemin ettiğimi hatırlıyorum. Gerçekten de, bir daha böyle bir şey gerçekleşmemişti. Lakin şu anda durum biraz daha farklıydı. Keiko neşeyle bir oraya bir buraya gidip geliyor, Bayan M. kararlı bir şekilde raflardaki ve askılardaki ürünleri tarıyor, bense bir yandan lüks butiklerin olmazsa olmazı meyvalı şekerlerine takılmış, hızlı hızlı moda dergilerini karıştırıyor, yeterince sıkıcı olduğunu düşündüğüm alışveriş merasiminin bitmesi için dua ediyordum. Keiko birkaç kıyafet denedi, giyip önümde bir iki tur attı, Bayan M. de istediklerini almış, paketlerin teslim adresi olarak otelin ismini vermişti. Bekleme noktasında bizimle ilgilenen görevlinin elinde hesapla gelmesini beklerken Bayan M. aklına bir şey takılmış olacak ki, kalktı, biraz sonra elinde bir çift deri eldivenle geldi. Beğeniyle elleri üzerinde dolaştı, bir tekini sol eline giydi. Kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı. Milim boşluk kalmayacak şekilde oturmuştu eldiven eline. Yumuşak derisi ince, uzun ve kemikli parmaklarını ikinci bir ten gibi sarmış, dokusu akşamüstü güneşinin pembemsi ışığını yansıtmıştı. Yanımıza gelen görevlinin söyledikleriyle kendime geldim. Bayan M.'nin yazdığı çekleri, ne yazık ki alamıyorlardı. Keiko minik sırt çantasından seyahat çeklerini alacağını söyledi, ama panik içinde çantasına bakıp Bayan M.'ye döndü, aralarında hararetli bir japonca konuşma geçiyordu. Anladığım kadarıyla da Keiko'nun başı dertteydi. Çünkü Bayan M.'nin sesi giderek yükseliyor, Keiko başını öne eğmiş, kekeleyerek “sumimasen, sumimasen” diyip duruyordu. Ne olduğunu sorduğumda seyahat çeklerini aptal gibi otelde unuttuğunu söyledi. Ne pahasına olursa olsun bu alışveriş mevzunun bitmesini istiyordum. Görevliye kredi kartımı uzatıp hesabı benim adıma kesmesini istedim. Rehber arkadaşım daha önce böyle şeylerle karşılaştığını, karşılık olarak müşterilerden seyahat çeki aldığını söylemişti. Genelde ufak tefek şeyler içindi gerçi onlar, binlerce liralık alışverişler için değil, ama dediğim gibi, bu iki hanıma bir şekilde güveniyordum. Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu. Bayan M. centilmenliğimden etkilenmiş olacak ki uzun uzun beni süzdü geniş, kahverengi-kızıl gözlüklerinin ardından. Sonra deri eldivenli parmaklarını yanağıma değdirdi. Kalbim fazlasıyla hızlanmıştı, üstelik yumuşak derinin ve sarıp sarmaladığı parmakların hissi, uzun tırnaklarının eldiven altından bile etki eden sertliği beni tahrik etti. İkinci tur rüyamdan görevlinin imzalamam için getirdiği fişle uyandım.

Akşam; güzel bir restoran, ardından gidilen bir iki kulüple daha da güzelleşmişti. Keiko kesinlikle kulüplerin yıldızıydı. Girdiği her yerde çevresine köpekbalıkları doluşuyordu hemen. Hepsiyle de bir şekilde ilgileniyordu nazikçe, ama nihai sarkışa başlayamadan elemanlar onları uzak tutmak için beni kullanıyordu diyebilirim. Sert ve diri göğüslerini sıkıca koluma bastırıp kulağıma sürekli bir şeyler fısıldıyor, kikir kikir gülüp, seksi kalça hareketleriyle neredeyse her yerime sürtünüyordu. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi sevinçle bir şeyler söylüyor, dönüp adamlara eğilerek selam verip, el sallayıp beni çekiştirerek kalabalığın arasına sokuyor ve gözden yitiyorduk. Japonların ince, çizgi gibi çekik gözleri olduğunu düşünen, çizgi filmlerinde neden kocaman gözlere sahip olduklarını sorgulayan zihniyet galiba Keiko ile tanışmamıştı. O badem gözleri süzerek bakışları, kaşlarını kaldırıp -şaşırır gibi- kahküllerini oynatışı, ardından boynunu eğip, arkasını dönüp yan yan bakması ve en sonunda o yuvarlak poposunu döndürerek önüme sürtünmesi her türlü sorguyu geçersiz kılıyordu. Tüm bunlar olup biterken Bayan M. uzaktan bizi izleyip içkisini yudumluyordu. Onunda çevresinde görünmez bir alan vardı sanki, garsonlar haricinde kimse ona yanaşmıyordu. Ya da yanaşamıyordu. Bilemiyorum açıkçası. Gece ilerledikçe alkol seviyem yükselmiş, Keiko'nun giderek daha da cüretkar dansları iyice zıvanadan çıkarmıştı beni. Son durağımız bir caz kulüptü. Tenha kulübün karanlık bir noktasında gecenin son içkilerini yudumlarken Keiko'yla birbirimize biraz daha yaklaşmıştık. Artık bir eli bacağımın üzerinde, bir kolumu memelerine sıkıca bastırarak tutuyor, bir yandan Bayan M ile hareretli bir şekilde bir şeyler konuşuyordu japonca. Sonra yine garip bir şey oldu. Bayan M. duruşunu değiştirip bacak bacak üstüne atarken, bir ayağı bacağıma değdi. Değdi diyorum, masanın ayağına dokunmaktan farkı yoktu çünkü. Farketmemişti galiba, çünkü ayağını geri çekmiyordu. Ben de tüm alkol seviyeme rağmen bacağımı sabit tutuyordum. Ve bu hafif dokunuş bile beni sertleştirneye yetiyordu. Keiko'nun bacağımdan, bacak arama ilerleyen elinin de etkisi vardı tabii bunda. Gecenin gidişatı belli olmuştu. Bayan M.'yi taksiyle otele bırakıp Keiko ile evime gittik.

Kapıdan girer girmez kucağıma sıçradı. Bacaklarını belime doladı, dengemi güç bela koruyup yatak odasına doğru arka arka gidip, yatağa düştüm. Dudaklarımız birleştiğinde ellerim yuvarlak ve diri poposunu avuçlamıştı sıkı sıkı. Elleri her yerimde dolaşırken aşağıya kaydı, pantolonumu dizlerime kadar indirdi ve sıcak dili binlerce yıllık japon erotizm sanatının uygulamalı derslerine başladı. Omuzlarından yakalayıp yukarı doğru çekmeye başladım. Bırakmak istemiyordu ganimetini. Bense susuzluğumla boğuşuyor, daha da ısrarla yukarı çekiyordum. Yuvarlak poposunu avuçlamış kendime doğru çekmişken yine de penisimi bırakmıyordu. Uygulamalı dil derslerinin ikinci kısmı bana aitti tabi ki. Kaşla göz arasında minicik, kağıt inceliğindeki külotunun iplerini çözüp yüzümü bacaklarının arasına iyice gömdü. Elleriyle başımı iki yandan tutup kendine doğru çekerken bacaklarını bağdaş konumuna getirdi, başımı tam kıstırıp kendini yavaş yavaş geriye doğru bıraktı. Vücutlarımızın doğal akışında o geri yuvarlanırken ben de onun üzerine çıktım böylece. Yüzüm ıslak ve sıcak bacak arasından çıkıp göğüslerinin arasına yerleştiğinde içindeydim. Sıcak kadınlığını içeride keşfe başlamıştım. Yan duvarlarına kısa, sert hareketlerle çarpıyor, bedenimi yay gibi gerip, kasıklarını kasıklarıma yapıştırarak en ücra köşelerinden bal topluyordum arı misali. Her yerine aynı anda dokunmak istiyordum ellerimle, bedenimle. Kalçasından çekerken bacaklarını daha sıkı sarıyordu vücuduma, sırtında dolaşan elim kalbinin çarpışını izliyor, dudaklarım dikleşmiş meme uçlarını sökmek istiyordu. Fransızların “le petit morte” yani “küçük ölüm” denen şeyi yaşadık beraber sarsılıp devrilirken. Bir an gerçekten de kalbimi göğüs kafesinden söküp çıkararak inip kalkan memelerine bastırmak istedim. Döndü, seri bir hareketle üzerime çıkıverdi. Beline kadar inmiş tank topını sıyırdı. Kikirdeyerek;
“Do you rike kinbaku*?” (kinbaku sever misin?) dedi.
“Do what ever you want but dont giggle” (ne yaparsan yap ama kikirdeme -gigirdeme')dedim hâlâ nefesimi kontrol etmeye çalışırken.
“Hm. How do we find an asanawa* here? (nereden bir asanawa buluruz acaba?) derken etrafına bakınıyordu hafif kısılmış çekik japon gözleriyle. Sonra tek kaşı havaya kalktı. Kesik, duraksayan hareketlerle, kare kare poz veriyordu sanki. O anda onu ısırıp yemek istedim açıkçası. Ama onun kafasında farklı bir menu vardı. Ve şef kendisiydi. Sevinçle postallarının bağcıklarını çözmeye başladı. Ardından soket çorapları çıkarttı. Pembe, yuvarlak parmaklar sevimli sevimli gülümsüyordu sanki. Dudaklarımla buluşmaya çıktılar ardından. Tam baş parmağını dişlerimle yakalamışken, ya da yakaladığımı düşünürken iki parmağı arasına dudaklarımı sıkıştırdı ve hafif çeneme basarak kafamı yana çevirdi. Göz göze geldik. Ardından göz kırptı. Oldukça uzun iki ipi bana gösterdi ve bir öğretmen edasıyla;
“This is nawa. If its hemp, then we carr it asanawa.” (Bu nawa. Kenevirden olanına asanawa diyoruz) dedi. Cümlesini bitirirken baş parmağını ağzımın içine kaydırıvermişti. Çapraz bağlar ve düğümlerle parmaklarımı birbirlerine ve bileğime bağlayıp bir kuklanın koluymuş gibi elimi iplerinin hakimiyetine alıverdi. Bu arada ben de parmaklarını bitirmiş, tabanından topuğuna doğru ilerliyordum. “Oooo-yu-rovu-*kinbakuuu” gibi bir şey duydum sanki. “Evet. Evet kinbaku'ya var ya bayılıyorum”. Acayip bir gece oluyordu, artık neyi anladığımın farkında değildim. Diğer elimi de aynı düğümlerle bağladı, bir an durakladı, her iki eliyle de farklı çekişler yaptı, sonra iplerin kalan kaısmını bileklerden dirseklere kadar sardı ve birbirine bağladı. Ellerim kollarım dirsekten bitişmiş, tam anlamıyla oynayamaz hale gelmişlerdi. Muzip muzip gülümsedi, ayağını ağzımdan çekti, biraz önce yerinden sökülen külotunu özenle yüzüme kapadı. Bu sefer ciğerlerim kokusuyla doluyordu. Ayağa kalktı, yatak üzerindeki ağırlıktan nerede olduğunu tahmin ediyordum ama ayağını penisimde hissedince irkildim açıkçası. Hafif dokunuşları hızlanıyor, kan akışını canlandırıyor, sonra kısa bir ara veriyor, ağırlığını vererek eziyordu penisimi. Dayanamayıp ayağını tuttum tabii.
“You are so unstabre” (çok hareket ediyorsun) dedi somurtarak. Ardından üzerime eğildi, yüzümü avuçladı, gözlerindeki alevin sıcaklığını hissediyordum. Dili dudaklarımı sıyırırken “More”dedi, “moğrrr na-waaa”. Pencereden sarkıttığım sepetin ipi yeterli olmalıydı. 3 kat aşağıya indiği için rahat 10-12 metre vardı. Aslında bundan sonrasına izin vermemem lazımdı. Ama kazın ayağı o anda hiç de öyle olmuyor işte. Yataktan fırlayıp o halde sepeti ve ipi getirdikten sonraki yaklaşık 5 dakika içinde; dirsekten birbirine bağlanmış kollarım sırtımda bitişiyordu. Bir yay gibi geriye çekilip omuzlarımdan göğüs kafesine bağlanıyor, kalın kenevir ip sırtımın dibinden aşağıya inip ayaklarımı kuşatıyordu. Ayak bileklerimdeki ustalıkla atılmış düğümler sayesinde tabanlarımdan birbirine yapıştırılmış, bacaklarım kurbağa misali gerilerek kasıklarıma doğru çekilmişti. İşin komik tarafı aslında rahat durabilmemdi. Yani iskeletim böyle bir duruşu kaldırıyordu. Lakin en ufak oynamada, çırpınışta sanki düğümler biraz daha sıkışıyor, nominal poza geri dönülmedikçe bağlar müthiş acı veriyordu. İşte bu farkediş sırasında Keiko yine üzerime tırmandı. Bu sefer o yuvarlak güzel poposu yüzüme dönüktü. Dilini ve dişlerini canlanmış penisim üzerinde hissettiğimde başımı olabildiğince uzatıp dilimle değmek istedim ona. Ama lanet olsun. Değemiyordum. Saçları kırbaç gibi bacaklarımın arasına çarparken ben ona dokunamıyordum. Giderek hızlanıyorduk, popomun iki yanında ellerini hissettiğimde beni yatağın aşağısına doğru kaydırmış, poposunu havaya dikmiş, hazırlanıyordu. Tek ve basit bir harekette poposunu yüzüme yapıştırdı, avuçladığı popomdan da kalçamı havalandırdı ve garip bir köprü pozisyonuna geldik. Ying ve yang olmuştuk. Kozmik bir birleşme gibiydi. Bu zoraki salıncakta o kadar canım yanıyordu ki aslında. Acıyı zevkin içinde yaşıyordum ve damla damla boğazımdan dökülen nektarıyla uuyuşuyordum bir yandan. Penisim tamamen ağzının sıcaklığında yitip gitmiş ruhumu veriyordu Keiko'ya. Ama durdu. Çantasına yönelip cep telefonunu çıkardı, tek harekette hem köprüyü bıraktı, hem de üzerimden indi. Boşalan köprüden bir gacırtı koptu tabi ki. Daha doğrusu bir anırtı demek daha olur. Canım öyle bir yandı ki boğazımın derinliklerinden acı dolu bir nida çıktı. Ve yarıda kesildi. Keiko başka bir seri hareketle soket çorabının neredeyse tamamını ağzıma tepivermişti. Japonca kikirdeyerek konuşmaya başladı. Konuşması bitince rahat tavırlarla çantasından bir sigara çıkardı, yaktı, yatağın karşısındaki koltuğa oturup içmeye başladı. Bir yandan tane tane ve gayet didaktik bir tonda japonca bir şeyler alnlatıyordu. Bense orada biyoloji laboratuvarındaki kurbağa kadavra misali kollar gerili, bacaklar gerili, ağzımda kocaman bir tıkaçla yatıyordum. Ve düğümlerin hepsi en ufak hareketimde sanki daha da geriliyordu. Keiko kalktı, evi dolaştı, tütsüleri buldu, bir kaçını yaktı, mumların yerini düzenledi, ardından buzdolabını karıştırdı, kavunu ve üzümleri buldu, neşe içinde üzüm yiyerek kavunu dilimledi, bir dilimini yüzümde ve göğsümde gezdirdi, ardından diliyle tattı ve hoşnut devam etti. Sevişmeye geri döndüğümüzü zannedip rahatlamıştım ki kapı çaldı ve paniğe kapıldım. Keiko ise hiç panik yapmadan üstümden kalkıp gidip kapıyı açtı. Gelen Bayan M.'ydi.

Bayan M. yatağın çevresinde turalarken Keiko da japonca bir şeyler anlatıp duruyordu. Korkmaya başlamıştım. Yüksek topuklu çizmeleri parke zemin üstünde tok sesler çıkarıyordu. Her adımında eteğindeki derin yırtmacından bacağı görünüyor, jartiyer çorabının bantı kendini belli ediyordu. Ağzımdaki çoraba rağmen bir şeyler söylemeye çalıştım. Acıyı o anda pek umursamıyordum, debeleniyor, bağlarımı çözmeye çalışıyordum, ama o kadar faydasızdı ki. Ben homurtularıma devam ederken Bayan M. çantasından bir kamçı çıkardı ve bacaklarıma üç kez hızlıca vurdu. Gerilmiş kasların üstüne gelince darbeler, tabi ki sıçradım. Ve daha büyük bir sinirle bağırmaya çalıştım. Cevap olarak göğsüme ve omuzlarıma da indirdi kamçıyı. Ani ve set vuruşlar tenime batan binlerce iğnenin etkisini yaratmıştı. Vurduğu yerler alev alev yanıyordu şimdi. Gözlerimden yaş geldiğini hatırlıyorum. Kemikli, deri eldivenle sarmalanmış eli bir mengene gibi boğazıma yapıştı. Soluğum kesilmişti. Baskıyı giderek artırırken yüzünü yüzüme değecek kadar yaklaştırdı. Rujunun kokusu parfümüne karışıyor, giderek moraran yüzümde kaslar seğiriyordu. Ve sertleşiyordum. Saçmaydı ama tahrik olmuştum işte. Boğazımı bıraktı, dönüp Keiko'ya bir şeyler söyledi. Keiko da yerinden fırlayıp beni yüz üstü çevirdi, bacaklarımdaki bazı düğümleri açıp yerine yeni düğümler atmaya başladı. Bu sırada Bayan M. koltuğa oturmuş, bacak bacak üstüne atmış, kucağında kamçısı bizi izliyordu. Keiko işini gerçekten çok iyi biliyordu. Beni o aptal kurbağa pozisyonundan çıkarmış, kıçımı havaya dikmiş, dizlerimi iyice kıvırmış, ayak bileklerimi kalçama sabitlemişti. Komik bir şekilde yüzüstü dizlerimin üstünde kalabiliyor, sırtüstü çevrilirsem de vücudum sonuna kadar gerilmiş, ayaklarım altımda kıçıma değer vaziyette durabiliyordum. Keiko düğümlerle oynayıp beni ters yüz ettikçe baskı yüzünden sertleşmeye devam ediyordum. Sonra sert bir hareketle beni yataktan Bayan M.'nin ayaklarının dibine yuvarlayıverdi. Yüzüm çizmeleriyle buluştuğunda yoğun bir deri kokusu ciğerlerime doldu. Üstüme eğilip bir şeyler söylemeye başladı. Ne olduğunu anlayamıyordum tabi. Tek ayağıyla yüzüme basmıştı, diğeriyse kalçama basıyordu. Çıplak bedenim üstünde dolaşıyordu kamçısı. Keiko'ya bir şey söyledi, o da odayı terketti. Yalnız kalmıştık. Bacaklarını araladığını gördüm göz ucuyla, karanlıklardan burnuma doğru yoğun bir koku geliyordu. Saçlarımdan tutarak beni kaldırdı, dizlerimin üstündeydim şimdi. Eteği giderek daha da yukarı sıyrılmıştı. Omuzlarıma inen bir iki kamçıyla beni hizaya soktu, ağzımdan çorabı çıkarttı ve yüzümü bacaklarının arasına gömdü. Özenle traş edilmiş vajinasından damlalar akıyordu sanki, ve hayatımda gördüğüm en büyük klitoris bana bakıyordu. Genelde minik bir düğme büyüklüğünde, dudaklar arasında, yukarıda saklanmış bu zevk bölgesi, anormal bir büyüme geçirmişti sanki. Serçe parmağın ilk boğumu kadar vardı boyu. Ve gerilimle beraber hareket ediyordu. Dikkatle dudaklarımla buluşturdu klitorisini. Önce minik dil darbeleri, ardından dudaklarımın arasında ezilişi, nihayet tüm gücümle emmeye başladığımda bacaklarını boynuma doladı, ben karanlığa gömülürken artık yolumu onun yönlendirmeleriyle bulmaya başlamıştım. Damla damla geliyordu Bayan M., giderek daha da şiddetleniyordu, dağlardan çağlayarak gelen bir sel gibi. Gözümün önünde pirinç kağıda baskı resimler geliyordu. Naif çizimli, basit, sade, çini resimler.

Keiko içeri geldiğinde yere yığılmış, yüzüm gözüm Bayan M.'nin özsuyuyla kaplanmış, nefes nefese yatıyordum. Elinde salondan getirdiği puf vardı. Beni pufun üstüne yatırdı, başım ve bedenimin üst tarafı aşağıya kaymıştı. Bayan M. ağzıma elinden çıkardığı eldiveni tıkıştırıverdi yine. Ardından çantasından uzun, bir santim genişliğinde deri bir ip çıkardı. Becerikli hareketlerle penisim ve testislerim üstünden dolaştırdı, minik düğümler ve garip bağlama tekniği sayesinde artık doğal bir şekilde dimdik durabiliyordu. Hafiften kızarmıştı. Ereksiyon sırasında toplanan kan, bağlar yüzünden geri de gitmiyordu. Eteğini beline kadar sıyırıp, bacaklarını aralayıp, yavaş yavaş penisimi içine alarak üstüme oturdu. Çok garip hissetmiştim. İçine girmemiştim sanki, o beni içine almıştı. Vajina kaslarıyla penisimi sıkıştırıp gevşetmeye başladı. Zaman durmuş gibiydi. Odada en ufak bir hareket yoktu. Bayan M. de üstümde hareket etmiyordu. Hareket eden tek şey vajinasındaki kaslardı. Penisim bir an müthiş bir baskıyla içinde eziliyor, sonra serbest kalıyordu. Acı ve zevkle giderek daha fazla sarsılıyordu vücudum. O ise baskıyı daha da artırıyor, dışarı taşan sıvıları damlacıklar halinde bacaklarıma akıyordu. Tüm kuvvetiyle beni içinde sıkarken yavaş yavaş ayağa kalktı. Kalçamda onunla beraber havalandı. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım açıkçası. Tam o sırada Keiko yanıbaşımda belirdi, elinde bankalardan gelen dekontlar vardı. İçerden gelen mavi monitör ışığını o anda farkettim. Bilgisayarımı da açmıştı galiba.
“Passwordu” dedi gülümseyerek. Başımı salladım cevap olarak. Bayan M. ise penisimdeki baskıyı biraz daha artırdı.
“Pass-wor-du” dedi Keiko bir daha. Bir inilti çıktı boğazımdan. Bayan M. daha da gerildi. Gözlerim acıyla büyüdü, ezilen penisim kökünden söküldü sanki, Keiko'ya bir şey söyledi ve beni bırakıverdi. Pufun üstünden yere yuvarlandım. Keiko'yu odadan çıkarken gördüm göz ucuyla. Ardından sağıma soluma inen tekmelerle karanlık bir boşluğa yuvarlandım.

Gözümü açtığımda salonun ortasına getirilmiştim. Dizlerim üstünde, başım yerde tam anlamıyla katlanmış duruyordum. Kollarım kürek kemiklerim üstünde birleştirilip boynuma bağlanmıştı. Önümde içi su dolu leğen vardı. Yanında şnorkel gözlüklerimle beraber. Ne olduğu, ne olacağı konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Bayan M. bir koltuk üstünde bacak bacak üstüne atmış, aldırmaz bir tavırla bacaklarını sallıyordu. Keiko girişteki yuvarlak aynayı sökmüş leğenin dibine yerleştiriyordu. Ardından başımı sertçe kaldırıp şnorkel gözlüklerini yüzüme geçirdi. Başımı leğenin üstüne getirdi ve arkama geçti. Bayan M. yerinden kalktı, elleri belinde tepemde durdu, “password” dedi kısaca. Sesi ne kadar da derinden geliyordu. “no password, siktirin gidin lan!” dedim ben de. Keiko'ya baktı, kafamın arkasına basıp yüzümü su dolu leğene gömdü. Aynanın ve şnorkel gözlüklerinin sebebini anladım o anda. Nefessiz, suyun içine gömülmüşken gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Suyun dibindeki aynadan tepemdeki Bayan M.yi görüyordum. Gerçekten çok garipti, ciğerlerimdeki oksijen hızla boşalırken Bayan M.'nin kızgın yüzünü, gerilmiş vücudunu, eteğinin arasından bacaklarının içine giden karanlığı, çizmelerinin başladığı dizaltını görebiliyordum. Ben çırpındıkça su dalgalanıyor, yüzü ve bedeni gerçekdışı bir niteliğe bürünüyordu. Ayağını çektiğinde başımı çekebildim. Genzime kaçan sular öksürtmüştü beni. Bir an soluklanabilmiştim ki tekrar enseme bastı ve suya gömüldüm. Bu sırada Keiko da becerikli eliyle penisimi arkadan yakalamış, sıvazlıyordu. Kalbim vücudumun neresine yetişeceğini şarşırmış vargücüyle kan pompalıyordu. Hafiften sıkışmaya başlamıştı. Su içinde kalma sürem giderek daha da uzuyor, dayanılmaz bir hal alıyordu. En sonunda pes ettim tabi. Öksürükler arasında banka ve kredi kartı şifremi verdim. Leğenin başında kendime gelmeye çalışırken Keiko bilgisayarın başına geçmiş, hesabıma girmiş, transfere başlamıştı. Ardından kikirdeyerek tepeme geldi, sertçe şnorkel gözlüklerini çıkardı ve beni sürükleyerek yatak odasına götürdü. Yatağa yatırdı, elleri ve dilini penisim üstünde hissederken Bayan M. de yüzüme oturuverdi. Soyulmuş (her iki anlamda da), kuşatılmış, tecavüze uğrarken her ikisi de giderek daha da hızlanıyordu. Bayan M. yüzümün üstünde gidip gelirken Keiko da inanılmaz bir kuvvetle penisimi emiyordu. Bayan M. baskısını giderek artırdı, bacaklarıyla başımı kıstırdı, artık vücudum dayanamıyor, aritmik hareketlerle kasılıp gevşiyordu. Şiddetle ve sarsılarak boşalırken başka bir karanlığa yuvarlandım.

Kendime geldiğimde evde yalnızdım. Burnumun dibine cep telefonumu koymuşlardı. Hâlâ sucuk gibi bağlıydım. Uğraşa didine yedek anahtarımın olduğu bir arkadaşımı aradım. Gelip beni kurtarırken çok güldü önce. Sonra asıl mevzuyu öğrendi tabi. Vücudumdaki morartılar ve kızartıların geçmesi birkaç hafta sürecekti. Cansız bir et parçasına dönen penisim en çok işerken acıyordu. Tüm hesaplarım boşaltılmıştı. Kaldıkları otele gittiğimizde iki japon kadına ait bir kayıt bulunamadı. Emniyet müdürlüğünde çalışan bir arkadaşım her ikisinin de interpol tarafından arandığını öğrendi. Ama nerede olduklarını bir türlü belirleyemiyorlardı. İki hafta sonra bir kart geldi. Büyük bir koltukta Bayan M. bacak bacak üstüne atmış, yerde bacaklarına sarılmış Keiko ile duruyorlardı. Bayan M.'nin geniş gözlükleri yine yüzündeydi. Deri eldivenli eli ise Keiko'nun gözlerini kapatıyordu. Kartın arkasında “Kinbaku: The Art of Japanese Bondage” yazıyordu. Altında iki imza vardı; “Mistress M. ve Keiko Nawashi”.

“Şey, sizi ümitsizliğe sürüklemek istemem ama Nawashi bir soyadı değil. Kinbaku yapan kişilere, yani bu Japon Bondage Sanatını uygulayan kişilere nawashi deniyor. Birebir çevirecek olursak “ip sanatçısı” yani.”
“Peki ya resimler?”
“Gözlük ve eldiven yüzlerin büyük bir bölümünü kapamış. Tanımlanacak belli bir özellik yok.” gülümsedi. “Bu yüzden dosya kapatılabilir. Ama hikayenizi yayımlatacak yerler bulabilirsiniz” dedi, teybini kapatıp toplanırken. Ardından çantasından kartını çıkardı, bana doğru uzatırken elinde tuttuğu eldivenlere temas ettim bir an. Gözlerimin derinlerine bakarak kısa bir süre elimin üstünde tuttu. Tekrar gülümseyerek arkasını döndü ve uzaklaştı.
“...”

_________________
üzerine konusulamayan konusunda susmak lazim

http://hayaletkopek.blogspot.com
D/s üzerine hikayeler, yazilar, hayalet düsünceler...

Kova Cinsiyet:Bay Sıçan Çevrimdışıhayaletkopek kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
cagri
Tecrübeli
Tecrübeli


Yaş: 23
Kayıt: 10.06.2004
Mesajlar: 126
Şehir: izmir
turkey.gif
MesajTarih: Per 31 May, 2007 00:33  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

süper olmuş tebrik ederim


Başak Cinsiyet:Bay Bufalo Çevrimdışıcagri kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönderICQ
delpiero000
Atıldı
Royal Üye
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 27.04.2007
Mesajlar: 1408

blank.gif
MesajTarih: Cmt 17 Kas, 2007 11:32  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

saolasın paylasım için teşekkürler değişik bşi


Oğlak  Bufalo Çevrimdışıdelpiero000 kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
artlord
Tecrübeli
Tecrübeli


Yaş: 30
Kayıt: 02.05.2004
Mesajlar: 69

turkey.gif
MesajTarih: Pzr 02 Arl, 2007 02:40  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

nefis bir hikaye olmus


Balık Cinsiyet:Bay At Çevrimdışıartlord kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
delpiero000
Atıldı
Royal Üye
Royal Üye


Yaş: 23
Kayıt: 27.04.2007
Mesajlar: 1408

blank.gif
MesajTarih: Pts 03 Arl, 2007 22:12  Mesaj konusu:  (Başlık yok) Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön

teşekkürler fantastik olmuış


Oğlak  Bufalo Çevrimdışıdelpiero000 kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönder
Mesajları göster:      

Yeni Başlık GönderCevap Gönder « Önceki başlıkArkadaşına Haber VerBu konuya bakan kullanıcıları listeleDosya olarak kaydetPrintable versionKişisel MesajlarSonraki başlık »

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti gönderemezsiniz
Bu forumdan eklenti indiremezsiniz


Tüm saatler GMT +2 Saat

RSS Feed - RSS Feed 5
RSS Album Feed - Archive

Copyright Faneti.net 1997-2008 - powered by Feetloves.com
| Oriental Girl | AbsoluteFetish | Feetloves | Faneti | Fetish Chat |
| Tanışalım | BDSM Turkey | BDSM Chat | Fetish & BDSM Search Engine |
| Falaka | MasterDaPain | Sallenaz | Parox Zone | Bastinado Portal | Türkçe Blogs |